Gün boyunca verdiğiniz kararların kaçı gerçekten sizin? Hangisini ne derler diye değil de ben ne istiyorum diyerek verdiniz? Toplumumuzda maalesef bir kadın çocuk istemiyorsa eksiklik, çok başarılıysa tehdit, kendi bedeniyle barışık güzel giyiniyorsa davet olarak görülüyor. Bu liste uzun ve birbiriyle çelişiyor. Bu kadar çok çelişkili beklentinin içinde gerçekten kendinize ait mutlu bir hayat kurabilmek neredeyse imkânsız hale geliyor.
Sürekli toplumsal beklentilere uyum sağlama çabası kadınların duygusal sınırlarını zorluyor ve onları hasta ediyor, kendi ihtiyaçları en sona koyuyorlar ve ellerinde kalanı kabul ediyorlar. Yazar Chimamanda Ngozi Adichie'nin dediği gibi kızlara başarılı olmalarını öğretiyoruz ama çok başarılı olmamalarını da. Bu cümle aslında çok uzaklarda yazıldı ama kulağa bu toprakların sesi gibi duyuluyor. Coğrafya, dil, yüzyıl değişiyor ama kadına biçilen o sınır değişmiyor.
Bazen en ağır yargılar kadınlara hemcinsleri tarafından yapılıyor çünkü onlar da aynı kalıpların içinde büyüdü ve zamanla kendimiz de söylemeye başlıyoruz. Bir kıyafet giymeden önce, bir karar vermeden önce akla gelen o ben ne isterim değil de ne düşünürler sorusu. Peki bu baskılar altında bir kadın gerçekten kendi potansiyeline ulaşabiliyor mu, istediği kadar iyi yaşayabiliyor mu? Belki bazıları ama çoğu için bu potansiyel, başkasını rahat ettirmek adına verilen tavizlerin altında bir yerlerde bekliyor. Bu tavizlerin en yıpratıcı olanı ise hayır diyememek. Yorgun olsan da bir daveti kabul etmek, gerçekten istemediğin bir şeye evet demek, ailenin senin için seçtiği okulu okumak kendi ihtiyacını fark ettiğin halde geri çekmek ama unutulan nokta şu hayır demek bencillik değil kendi iyiliğine sahip çıkmaktır.
Simone de Beauvoir Kadın doğulmaz, kadın olunur demiş yani bu kalıplar bize sonradan öğretildi. Bu öğrenilen şeyler, fark edildiğinde bırakılabilir de. Gerçek iyi oluş o duyduğun sesin sana ait olmadığını fark ettiğin anda başlıyor. Kendinizi iyi hissettiren şey buysa, iş, karar, kıyafet, o hayat, bunu suçluluk duymadan yaşayabilmek en temel hakkımızdır. Başkasının onayına bağlı olan iyi oluş, iyi oluş değil koşullu bir rahatlamadır.
