Los Angeles bölgesinde yaşanan yangın, hem yerel hem de uluslararası medyada geniş yankı buldu. İnsanların ve hayvanların can kaybı, yok olan ormanlar ve geri dönüşü olmayan zararlar, dünyanın dört bir yanından insanları derinden etkilerken, ülkemizde bir kesimin bu felaketi adeta bir sevinçle karşıladığını hayretler içinde görüyor ve duyuyorum. Daha da üzücü olan ise bazı basın mensuplarının televizyon ekranlarında ya da yazılı kaynaklarda üstü kapalı bir şekilde bu sevince ortak olması.
Bu durum, insanlığımızı sorgulama noktasına getiriyor. Doğu Türkistan, Suriye ve Gazze gibi bölgelerde yaşanan acıların derin etkisini hisseden bizler, ne yazık ki ABD karşıtı duygularımızla, orada meydana gelen trajedilere kayıtsız kalabiliyor ya da sevinç duyabiliyoruz. Oysa insan olmanın temel değerlerinden biri, acının evrenselliğini anlamaktır. Tolstoy’un dediği gibi, “Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.” Bizler, bu acıyı hissedemiyorsak, hatta bundan mutluluk duyuyorsak, insanlığımızı ciddi anlamda sorgulamamız gerekmez mi?
Geçtiğimiz yaz aylarında İzmir’in ormanları cayır cayır yanarken hissettiğimiz toplumsal çaresizliği hatırlayın. Yangınların ardından geriye kalan yalnızca kül olmuş ağaçlar değil, hepimizin moralini sıfıra indiren bir çaresizlik duygusuydu. Aynı şekilde, 6 Şubat’ta gerçekleşen deprem felaketinin yaralarını hala sarmaya çalışıyoruz. O acı günlerde dünyadan gelen yardımları ve dayanışmayı unutmamalıyız. Yardıma muhtaç olan insanların milliyetine, dinine ya da ideolojisine bakılmaksızın, öncelikli olarak onların birer insan olduğunu hatırlamak gerekir.
Türk kültüründe yardıma muhtaç olanı, düşman dahi olsa, korumak ve destek olmak bir erdemdir. Bu değerler bizi biz yapan, geçmişten günümüze taşınan evrensel insanlık mirasımızdır. Ancak bugün, bu erdemleri ne ölçüde yaşatıyoruz? Yangın, deprem ya da herhangi bir felakette mağdur olan insanlara yardım etmek yerine onların acılarından haz duyan bir zihniyete bürünmek, bizi insanlıktan uzaklaştıran bir yozlaşmayı işaret ediyor olabilir mi?
Acı, insanlığın ortak bir gerçeğidir. İdeolojiler, sınırlar ve önyargılar, bu gerçeği unutturmamalıdır. İnsan olmak, sadece kendi halkına değil, dünyadaki tüm canlılara karşı duyarlılık geliştirebilmektir. Bir felakete sevinen bir toplum haline gelmemek için empatiyi ve insan olmanın temel değerlerini hatırlamalıyız.
Soruyorum: Bizler gerçekten insan mıyız? Yoksa “düşmanımızın” acısından haz alacak kadar insanlıktan yoksun muyuz?
