Toplu taşımaya her bindiğimde aslında sadece bir yerden bir yere gitmediğimi fark ediyorum. Günlük hayatın en sıradan anlarından biri gibi görünse de etrafıma biraz dikkat edince, aynı araçta ne kadar farklı hayatın bir araya geldiğini görmek bana ilginç geliyor.
Genelde sabah saatlerinde biniyorum. Herkesin yüzünde benzer bir ifade var: uykulu, aceleci, bıkkın. Ben de çok farklı değilim aslında. Bir yere yetişmeye çalışıyorum, aklımda gün içinde yapmam gerekenler dolaşıyor. Ama yine de bazen kafamı kaldırıp etrafı izliyorum. Mesela birinin kulaklığını takıp müzik dinlediğini görüyorum, gözleri kapalı. Muhtemelen o da güne hazırlanıyor kendi içinde. Yanımda oturan biri telefonunda sosyal medyada geziniyor, biri mesaj yazıyor, biri uyuyor, birinin elinde ders notları var ve ders çalışıyor. Herkes kendi dünyasında ama aynı ortamın içinde.
Kalabalık olduğunda genelde ayakta gidiyorum. Tutunacak bir yer bulup dengede durmaya çalışırken etrafımdaki insanlara daha çok dikkat ediyorum. Birinin elinde alışveriş poşetleri var. Bir başkasının çantası çok dolu, sürekli omzundan kayıyor. Başka birinin elleri bomboş, sadece tutunmaya çalışıyor. O an fark ediyorum ki herkes aynı ortamda olmasına rağmen ne kadar farklı hayatlara sahip. Kiminde çanta, kiminde poşet, kiminde de sadece yorgunluk var.
İnsanların birbirine olan mesafesi de dikkatimi çekiyor. Fiziksel olarak çok yakınız ama kimse kimseyle konuşmuyor. Göz göze gelince hemen başka tarafa bakıyoruz. Bu durum başta garip gelmişti ama artık çok normal geliyor. Ben de aynısını yapıyorum. Aynı anda hem kalabalığın içindeyiz hem de kendi içimize dönmüş durumdayız.
Akşam saatlerinde ise ortam biraz değişiyor. Sabahki hareketlilik yine devam ediyor ama farklı bir şekilde. Sabahları bir yere yetişme çabası, yerini eve gitme ve dinlenme telaşına bırakıyor. Çoğu yüz yorgun. İnsanların yüzünde günün izleri oluyor. Ben de genelde o sırada günümü düşünmeye başlıyorum. Neler yaptım, neler eksik kaldı… Yolculuk bir nevi günün kapanışı gibi geliyor bana.
İniş anları da ayrı bir hareketlilik taşıyor. Her durakta birkaç kişi iniyor, yerlerine yenileri biniyor. Aynı koltukta otursam bile etrafımdaki insanların sürekli değiştiğini fark ediyorum. Kısa süreli bir kesişme gibi. Birkaç durak boyunca aynı alanı paylaşıyoruz, sonra herkes kendi yoluna gidiyor.
Ben de o kalabalığın içindeki insanlardan biriyim. Dışarıdan bakınca sıradan görünüyor olabilirim ama benim de kendime ait düşüncelerim, planlarım ve küçük dertlerim var. Diğer herkes gibi.
Toplu taşıma bana şunu düşündürüyor: Hayat çoğu zaman böyle küçük anlardan oluşuyor. Büyük olaylardan çok, bu kısa yolculuklar ve sessiz gözlemler günün asıl parçalarını oluşturuyor. Herkesin farklı bir hayatı var ama bazen yollarımız böyle basit bir şekilde kesişiyor. Belki hayatlarımızın farklı anlarında tekrar karşılaşıyoruz ama birbirimizi ilk defa gördüğümüzü düşünüyoruz. Ve bunu fark etmek, o sıradan yolculuğu biraz daha anlamlı hale getiriyor.
