Sanat bazen sadece eserin kendisiyle değil, hikâyesiyle de akılda kalır. Henri Matisse’in 1953 tarihli eseri Le Bateau bunun en belirgin örneklerinden biri.
Henri Matisse, Fovizm akımının öncülerinden biri olarak, özellikle hayatının son döneminde geliştirdiği kes-yapıştır tekniğiyle tanınır. “Le Bateau” da boyalı kâğıt parçalarının bir araya gelmesiyle oluşturulmuş sade ama güçlü bir kompozisyondur.
Bu eseri ilginç yapan ise 1961’de Museum of Modern Art’ta sergilenirken yaşanan olaydır. Tablo tam 47 gün boyunca ters asılı kalır. Üstelik bu küçük bir hata değil, yaklaşık 120 derecelik belirgin bir yanlışlıktır. Binlerce ziyaretçi eseri bu şekilde görür ama kimse fark etmez.
Ta ki sıradan bir ziyaretçi olan Geneviève Habert şüphelenene kadar. Habert resmi tekrar kontrol eder ve sonunda müzeye bildirir. Başta ciddiye alınmasa da, haklı olduğu anlaşılır ve eser düzeltilir.
Bu olay, sanatın ne kadar yoruma açık olduğunu gösterir. Bir eserin ters olup olmadığını bile fark edemiyorsak, gerçekten neye baktığımızı sorgulamak gerekir. “Le Bateau” bugün sadece bir tablo değil, aynı zamanda “görmek” ile “bakmak” arasındaki farkın simgesidir.
Bence bu olay şunu düşündürüyor: Biz çoğu zaman bir şeyi doğru kabul etmeye çok hazırız. Özellikle bir müzede, “bu zaten doğru asılmıştır” diye düşünüp sorgulamıyoruz. Belki de sanatın en güçlü yanı tam olarak burada başlıyor: insanı durdurup düşündürmesi.
