Bazen keşke zihnimin bir kapatma tuşu olsa diyorum. Hani tam dinlenmeye çalıştığın anlar vardır ya, yatağa uzanmışsındır ve bir anda beynin her şeyi düşünmek için en doğru zamanın bu olduğuna karar verir: geçen hafta söylediğin bir şey, söylemen gereken ama söylemediğin bir şey ya da yarın olabilecek bir şey. Bir düşünce diğerini tetikler ve bir bakmışsın, basit bir anıdan çıkıp bambaşka senaryoların içinde kaybolmuşsun. Ve durmaz. Overthinking dediğimiz şey tam olarak bu; aynı düşüncelerin tekrar tekrar dönmesi, sanki onları yeterince düşünürsek farklı bir sonuca ulaşacakmışız gibi. Ama aslında çoğu zaman sadece aynı yerde dönüp dururuz.
Bence bunun bir kısmı kontrol isteğinden geliyor. Her şeyi önceden tahmin etmeye, analiz etmeye ve hazırlıklı olmaya çalışıyoruz, belki hata yapmamak ya da incinmemek için. Belirsizlik bizi rahatsız ediyor ve zihnimiz bunu azaltmak için sürekli çalışıyor. Ama ironik olan şu ki, ne kadar çok düşünürsek o kadar az netlik hissediyoruz. Aksine, her şey daha karmaşık hale geliyor. Bu durum ruh halini, enerjini hatta uykunu bile etkiliyor ve fiziksel değil ama zihinsel olarak tükenmiş hissediyorsun. Bazen hiçbir şey yapmamış olsan bile aşırı yorgun hissediyorsun çünkü zihnin hiç durmamış oluyor. Son zamanlarda basit bir şey deniyorum: yazmak. Düzgün cümleler kurmadan, sadece içimden geçenleri döküyorum. O an mantıklı olup olmaması önemli değil, sadece dışarı çıkması önemli. Problemler yok olmuyor ama en azından kafamın içinde sıkışıp kalmıyorlar ve biraz daha hafifliyorlar. Bir şeyi de kendime hatırlatmaya çalışıyorum: her düşündüğüm şey gerçek değil ve her düşünceye odaklanmak zorunda değilim. Zihnimden geçen her şeyi ciddiye almak zorunda değilim. Belki amaç tamamen düşünmemek değil, çünkü bu zaten mümkün değil. Belki asıl mesele, hangi düşüncelerin kalmasına izin vereceğini seçmek ve ne zaman bırakman gerektiğini öğrenmek. Çünkü bazen huzur, cevap bulmaktan değil, kontrol etmeye çalışmayı bırakmaktan ve sessizliğe izin vermekten geliyor.
