Bundan yüzyıllar öncesinde bir grup insan bir araya geldi ve canları sıkıldığı için bir sözleşme imzalayalım dediler ve biz de bunları imzalayan insanlara Toplum Sözleşmecileri mi dedik?
Hayır. Onlara verilen adın Toplum Sözleşmecileri olduğunu bile bildiklerinden emin değilim. Aslında Toplum Sözleşmecileri devletin nasıl ortaya çıktığını açıklayan bir teori ve buradaki kişiler de doğal hukukçular olarak sınıflandırılmaktadır.
Toplum sözleşmesi sayesinde doğa halinde yaşayan insan toplulukları medeni hale geçti ama sahip oldukları hakları onlara egemen bahşetmedi.
İnsan insanın kurdudur, diyen Hobbes bu toplum sözleşmecilerinden birisi. Onun dönemindeki insanlar doğal hallerinde çok büyük bir kaos içerisinde yaşıyorlardı, güvenilmez bir ortam vardı çünkü insanlar bencildi. Herkesin her şeye hakkı vardı bu dönemde ama herkesin her şeye hakkı olduğu bir dönemde aslında hiç kimsenin de hakları güvence altında değildir diye düşünüyorlardı. İnsanlar devletin taraf olmadığı bir sözleşme imzalayarak can güvenliklerini sağlamak koşuluyla diğer haklarından feragat etmeyi göze aldılar.
Diğer toplum sözleşmecimiz de Locke ama insanlar burada Hobbes’taki kadar aciz değiller. Daha barışçıl bir ortam hakim ve haklar çok istisnai olarak ihlal ediliyor ama buradaki sorun da hakların ihlal edilmesi durumunda cezalandırma yetkisinin kime ait olacağı. İnsanların temelde üç hakkı var bunlar; mülkiyet, yaşam ve hürriyet. Hobbes ile kıyaslamak gerekirse burada iki sözleşme var ve bunlardan birisi bireyle birey arasındayken diğeri birey ile devlet arasında. Burada devletin bir taraf halinde olması insanlara da direnme hakkı sağlıyor ve devletin daha liberal olmasına sebebiyet veriyor.
Toplum sözleşmecileri bu iki isimden ibaret olmasa da akla Toplum Sözleşmecileri denildiğinde gelen büyük isimlerin ikisi Hobbes ve Locke oluyor.Başlı başına Toplum Sözleşmesi isimli eserin sahibi olan J.J. Rousseau’dansa yüzeysel olarak bahsedemeyeceğim için onu başka bir yazımda detaylı olarak ele almayı planlıyorum.
