Bosch’un Anneler Günü reklamı yayınlandıktan sonra ortaya çıkan tartışmaları görünce uzun süre şunu düşündüm:
Neden başkalarının aynı hissi farklı bir yerden yaşamasını bu kadar kolay reddedebiliyoruz?
Annelik çoğu insan için çok derin, çok hassas ve çok kutsal bir his. Belki de tam bu yüzden insanlar onu koruma ihtiyacı hissediyor.
Ama sevgi, bakım verme ve koruma içgüdüsü gerçekten tek bir biçimde mi var olmak zorunda?
Bir canlıyı düşünmek, onun ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymak, onun iyi olması için emek vermek… Bunlar da bir tür ebeveynlik hissi değil mi?
Bu, kimsenin yaşadığı gerçek anneliği küçültmüyor aslında. Sadece bir canlıya duyulan sevginin ve sorumluluk hissinin farklı şekillerde de var olabileceğini söylüyor.
Bence problem tam da burada başlıyor.
Bir duygunun yalnızca tek bir doğru yaşanma biçimi olduğuna inandığımızda, farklı hisleri tehdit gibi görmeye başlıyoruz.
Oysa insanlar sevgiyi farklı yerlerden kurabiliyor.
Bazen bir insan çocuğuna annelik yapar,
bazen bir hayvana,
bazen bir bitkiye,
bazen de sadece bir başka canlıya duyduğu sorumluluk hissine.
Çünkü sevgi karşılaştırılması gereken bir şey değil.
Bosch reklamını izlediğimde ben bir hakaret görmedim. Daha çok, insanların annelik duygusunu kalıplar üzerinden değilde sadece saf sevgi ve kurduğu bağ üzerinden hissettiği yerdedir annelik olarak gördüm.
Ama sanırım artık bir şeyi anlamaya çalışmaktan çok, onu hemen kendi doğrularımız üzerinden değerlendirmeye daha yatkınız.
Oysa aynı şey farklı insanlarda farklı yerlere dokunabilir. Ve bu, bir tarafın tamamen yanlış olduğu anlamına gelmez.
Tam da insanların, hayvanların ve doğanın daha fazla korunmaya ihtiyaç duyduğu bir dönemdeyiz.
Belki de sevgiyi sınırlamaktan çok, çoğaltmaya ihtiyacımız vardır.
Bir canlıya duyulan şefkatin biçimi değişebilir… ama hissettirdiği şey hala sevgidir. Belki de bazı duyguların tek bir doğru karşılığı yoktur. Bir canlıya gerçekten bakım vermek, onu korumak ve onun için sorumluluk hissetmek…
Sandığımızdan daha evrensel bir duygudur.
