Bazı günler vardır, yaşarken içinde kaybolduğun anlarda seni kendine döndüren.
Ortada değişen çok şey yoktur aslında.
Aynı şehir, aynı insanlar, aynı hayat…
Ama bir şey farklıdır.
Belki biri sana içten bir teşekkür eder ya da beklemediğin bir “günaydın” mesajı gelir.
Belki de biri seni gerçekten dinler, araya girmeden.
O an fark edersin;
iyi hissetmek sandığımız kadar büyük şeylere bağlı değildir.
Birinin adını hatırlaması,
sana “kendine dikkat et” demesi,
konuşurken gözlerinin içine bakması…
Küçük gibi görünen
ama içinde kalıcı bir iz bırakan anlar.
Fark etmeden hep daha fazlasını bekliyoruz.
Daha büyük mutluluklar, daha net değişimler…
Sanki iyi hissetmek ulaşılması zor bir yere kaldırılmış gibi.
Oysa iyi hissetmek,
hayatın tamamen değişmesiyle değil,
zaten var olan küçük şeyleri fark edebilmekle ilgili.
Ve en güzel anlar çoğu zaman
planladıklarımız değil…
hiç beklemediğimiz,
bir anda içimize dokunan anlardır.
hayatı hep ileriye doğru koşarak değil,
bazen durarak anlamak gerekir.
Bir mesajın gelişini,
bir bakışın sıcaklığını,
ya da sessizce paylaşılan bir anın değerini fark edebilmek için…
Çünkü iyi hissetmek,
her şeyin yoluna girdiği o “mükemmel” anda değil;
zaten yolunda olan şeyleri fark edebildiğin anlarda saklıdır.
Bazen en çok ihtiyacımız olan şey ise… Hayatın bize sunduklarını değiştirmek değil,
onlara nasıl baktığımızı hatırlamaktır.
