Hayatım boyunca bir şeylere bağımlıydım. Bağımlılıktan kastım sadece kötü alışkanlıklar değil; diziler, yerler, insanlar, müzikler… ve bunu hiç fark edememiştim. Çünkü bağımlılık sadece sigara, alkol gibi şeylere denir sanıyordum. Mesela eskiden aynı müziği dinlemekten sıkılmazdım ya da sıkılmaktan korkar, gerekirse hiç müzik dinlemezdim.
Zamanla şunu fark ettim: Bağımlılık sadece bir şeye “çok alışmak” değil, onsuz kalınca huzursuz hissetmekmiş. Yani o şey hayatımda yokken kendimi eksik hissediyorsam, aslında orada bir bağlılık değil, bağımlılık var.
Bu bazen bir insan oluyor. Sürekli onunla konuşmak istemek, mesaj gelmeyince huzursuz olmak. Bazen bir alışkanlık oluyor. Sürekli aynı şeyleri yapmak, aynı yerlere gitmek. Bazen de gerçekten çok basit şeyler… Bir dizi, bir şarkı, bir rutin.
Bence bağımlılığın temelinde biraz güven hissi var. Alıştığımız şeyler bizi rahatlatıyor çünkü ne olacağını biliyoruz. Ama bir yandan da bu durum insanı dar bir alana sıkıştırabiliyor. Aynı şeylere bağlı kalmak, yeni şeylere yer açmamızı zorlaştırıyor.
Kurtulmak konusu ise bence tamamen bir anda kesmek değil. Daha çok fark etmekle başlıyor. Benim için de öyle oldu. Bir şeye neden bu kadar bağlı hissettiğimi sorgulamaya başladığımda, zaten biraz uzaklaşabiliyormuşum.
Belki de tamamen bırakmak değil, biraz mesafe koymak yeterli oluyor. Kendine küçük alanlar açmak, o şey olmadan da iyi olabileceğini görmek.
Sonuçta bağımlılık her zaman kötü alışkanlıklar gibi görünmüyor. Bazen en masum görünen şeyler bile bizi kendine fazla bağlayabiliyor. O yüzden belki de önemli olan tamamen bırakmak değil, onsuz da iyi olabildiğimizi hatırlamak.
