Etrafım dağınık olunca kafam da dağınık olur diyenlerden misin? Yoksa o ortamın içinde gayet iyi çalışabilen biri misin? Aslında bu iki uç da bir şeyi anlatıyor: Bulunduğumuz ortam ile zihnimiz arasında düşündüğümüzden çok daha derin bir bağ var.
Cornell Üniversitesi'nin yaptığı bir çalışma, dağınık ve düzensiz ortamlarda yaşayan kişilerin stres hormonu kortizol seviyelerinin sürekli yüksek seyrettiğini ortaya koyuyor. Yani etrafımızdaki düzensizlik, zihnimize sürekli "burada bitmemiş işler var" sinyali gönderiyor. Bunu fark etmesek de beynimiz bu sinyalleri işlemeye devam ediyor ve bu sessiz arka plan gürültüsü zamanla bizi yoruyor.
Peki neden bazı insanlar dağınıklığı çok daha ağır hissediyor? Bunun kişilik yapısıyla da doğrudan bir ilgisi var. Düzene ihtiyaç duyan, belirsizliği zorla tolere edebilen biri için dağınık bir masa, sadece görsel bir rahatsızlık değil; kontrol kaybı hissidir. Oysa yaratıcı süreçlerde çalışan bazı insanlar için o "kaos" aslında zihinsel bir özgürlük alanı.Mesela sanat alanında çalışan çoğu insanın bu dağınıklıktan beslendiğini biliyor muydunuz
Öte yandan her şeyin yerli yerinde olması gerektiği takıntısı da kendi bedelini getiriyor. Mükemmel bir düzeni koruma çabası, zamanla evin bir huzur yeri değil, sürekli kontrol edilmesi gereken bir sorumluluğa dönüşmesine yol açabiliyor.
Denge nerede? Hijyeni estetik mükemmeliyetçilikten ayırabilmekte. Temiz bir ortam zihnin nefes almasını sağlayabilir, ama bunun için her köşenin kusursuz olması gerekmiyor. Sabah yatağını toplamak güne bir kontrol hissiyle başlatır. Mutfak tezgahını temiz bırakmak, akşam eve döndüğünde seni karşılayan ilk şeyin sakinlik olmasını sağlar.
Belki ev düzeni. Mükemmel değil; sadece "bu alan benim ve burada kendime iyi bakıyorum" diyen bir his. İyi bir düzenleme bazen büyük bir nefes gibi hissettirebilir. Peki sen hangisini tercih ediyorsun?
