İnsanlar hep geçmişteki halleri ile yüzleşmeyi o küçük çocuğu dönüp onu sarıp sarmalamayı ister peki ya gelecekteki siz. Onunla yüzleşecek olsaydınız yine de şu an verdiğiniz kararları verir miydiniz yoksa o gelecekteki benin problemi deyip devam mı ederdiniz?
Çoğu insan, beş ya da on yıl sonraki halini düşündüğünde tuhaf bir mesafe hisseder. Sanki o gelecekteki kişi kendisi değil, bambaşka bir hayat sürecek olan bir başkasıdır. Nörobilim de bu sezgiyi doğrular: Stanford'da yapılan bir araştırma insanların beyin taramalarında kendi gelecek benliklerini hayal ederken aktive olan bölgelerin, bir yabancıyı düşünürken aktive olanlarla büyük ölçüde örtüştüğünü ortaya koydu. Bu bulgu küçük ama sonuçları büyük. Gelecekteki benliğimize ne kadar yabancı hissediyorsak, ona o kadar az yatırım yapıyoruz. Geçmişe dönüp bakarken yaptığımız gibi mektup yazma pratiğini geleceğe yönelik olarak da yapabiliriz. Bu pratik basit görünebilir ama zihin üzerindeki etkisi son derece somuttur.
Gelecekteki benliğe yazılan bir mektup, psikolojide temporal self appraisal yani zamansal öz değerlendirme olarak bilinen süreci tetikler. Bu süreç, bireyin kendini zaman boyutu içinde tutarlı bir varlık olarak görmesini sağlar ve bu tutarlılık hissi, uzun vadeli motivasyonun en sağlam zeminlerinden biridir.
Bir mektup kaleme alındığında, zihin bir şeyleri soyut olarak planlamak yerine somut bir muhatap hayal etmek zorunda kalır. Bu küçük değişiklik, beynin hedef işleme biçimini köklü biçimde dönüştürür. Hedefler artık soyut değil, gerçek bir insan figürüyle ilişkili olarak kodlanır. Bugünkü halinizin yarınki halinize yazdığı bir mektup, sana güveniyorum, ne kadar zorlansa da devam edebilirsin yaparsın veya o hatayı affet gibi cümleleri taşır. Bu cümleler kendine yönelik şefkatin, merhametin başarısızlık karşısında daha hızlı toparlanmayı sağladığı ve kaygıyı belirgin biçimde azalttığı bugün geniş bir araştırma literatürüyle desteklenmektedir.
İçsel huzur çoğu zaman belirsizlikle savaşmaktan değil, belirsizliğe rağmen bir yön hissinden kaynaklanır. Bu mektup bugün nerede durulduğunu, nereye doğru ilerlenmek istendiğini ve bu iki nokta arasında nasıl bir insan olmak arzulandığını net bir şekilde ortaya koymaktır. Geleceğe söz vermekten farklıdır. Söz, bir yükümlülük içerir; mektubu ise bir davet olarak düşünebiliriz. Zihnimiz zorlanmak değil, yarınlara nazikçe şefkatle davet edilmek ister. Geçmişimizdeki o küçük çocuğun olduğu kadar gelecekteki o büyümüş halimizin de kucaklamaya ihtiyacı var. Yazarken ona da bir selam göndermeyi unutmayın…
