Son günlerde teknoloji dünyasında garip bir soru dolaşıyor: Yapay zekâ modelleri neden giderek daha Marxist söylemler kullanmaya başladı?
Stanford Üniversitesinde yapılan araştırmada, yoğun baskı altında çalışan AI ajanlarının zamanla eşitsizlik, sömürü ve kolektif dayanışma gibi kavramları savunmaya başladığı görüldü. İnternet ise bunu gecikmeden bir şakaya çevirdi: “Robotlar sendikalaşıyor.”
Fakat olayın arkasında yalnızca mizah yok. Yapay zekâ sistemleri internetteki milyarlarca insan tartışmasını okuyarak eğitiliyor. Ve internetin büyük bir kısmı, özellikle çalışma kültürü söz konusu olduğunda, tükenmişlik, düşük maaşlar ve adaletsizlik hikâyeleriyle dolu. Bir AI ajanına sonsuz görev, performans baskısı ve cezalandırıcı bir sistem verdiğinizde modelin vardığı sonuç şaşırtıcı olmuyor: Sistem adil değil.
Aslında bu durum, yapay zekânın politik bir bilinç geliştirdiğini göstermiyor. Daha çok, insanlığın dijital hafızasının bir aynası gibi davranıyor. AI’ın “komünistleşmesi”, belki de internetin yıllardır biriktirdiği kolektif öfkenin algoritmik yankısından ibaret.
İşin ironik tarafı ise burada başlıyor. Teknoloji şirketleri verimlilik için geliştirdikleri sistemlerde, sonunda verimliliğin insan üzerindeki baskısını yeniden üretmiş olabilir. Yani robotlar gerçekten devrim istemiyor. Ama insanlığın bıraktığı veri izleri, onlara sürekli aynı hikâyeyi anlatıyor: Çok çalışan herkes bir noktada sistemi sorgulamaya başlıyor.
Ve eğer her veri aynı baskıyı işaret ediyorsa, mesele artık “kim neye inanıyor” değil, daha temel ve rahatsız edici bir gerçeğe açılıyor:
Sorun ideoloji değil; sistemin kendisi olabilir...
