Bazen insanın canı sadece bir şeyler yemek değil, bir şeyler yapmak ister.Yavaş yavaş, acele etmeden… O anlarda mutfağa girmek biraz içgüdüsel bir kaçış gibi gelir.Soğan doğramakla başlar mesela. Gözlerin yanar, ama aklın da biraz dağılır. Ardından bir şeyleri karıştırırsın belki bir sos, belki bir çorba. O karıştırma hali… Sanki sadece yemeği değil, içindekileri de dengeliyormuşsun gibi. Yemek yapmak çoğu zaman dışarıdan bakınca sıradan bir ihtiyaç gibi görünür. Ama aslında içinde çok daha fazlasını taşır. Ölçmek, kesmek, karıştırmak… Hepsi seni “şimdi”ye getirir. Geçmişin ağırlığı ya da geleceğin kaygısı mutfakta biraz daha sessizleşir.
Belki de bu yüzden bazı günler tariflere değil, hislerimize göre yemek yaparız. Biraz fazla tuz koyduğumuz günler olur tıpkı duygularımızın da bazen taştığı gibi. Bazen de eksik kalır bir şeyler. Ama yine de ortaya çıkan şey bize aittir. Kusurlarıyla, doğallığıyla, olduğu gibi. Yemek yapmak kontrol edebildiğin nadir alanlardan biri gibi de hissettirebilir. Dış dünyada her şey bu kadar belirsizken, mutfakta bir şeyleri başlatıp bitirebilmek… Küçük ama güçlü bir tatmin yaratır. Ve sonra o ilk lokma gelir. Sadece bir yemeğin tadı değildir o. İçine kattığın zamanın, emeğin, belki biraz da duygunun karşılığıdır. O yüzden evet…Yemek yapmak bazen gerçekten bir terapi olabilir. Çünkü bazı duygular konuşarak değil, pişerek iyileşir.
