Bazı film ve dizileri bir kez izlemek yetmiyor. Sonunu biliyoruz. Hangi sahnede ne olacağını, hangi cümlenin geleceğini de.
Yine de dönüp tekrar açıyoruz.
Belki yıllar sonra,
belki kötü bir günün sonunda,
belki de sadece ne izleyeceğimizi seçmek istemediğimiz bir akşamda.
Ve fark etmeden kendimizi tanıdık bir hikayenin içinde buluyoruz. Aslında bu sadece sevdiğimiz bir yapımı tekrar izlemek değil. Bir tür tanıdıklığa dönmek.
Ki hayatın içinde yeterince bilinmez varken.
Ne olacağını bilmediğimiz konuşmalar,
nasıl sonuçlanacağını kestiremediğimiz kararlar,
sürekli değişen insanlar ve duygular…
Zihnimiz gün içinde zaten fazlasıyla belirsizlikle uğraşıyor. Tam olarak bu sebeple akşam olduğunda sonunu bildiğimiz bir hikâye iyi geliyor.
Orada sürpriz yok.
Hayal kırıklığı yok.
Hazırlıksız yakalanmak yok.
Ne hissedeceğimizi bile biliyoruz.
Bir sahne geldiğinde güleceğimizi,
bir sahnede duygulanacağımızı,
bir cümlede içimizin yumuşayacağını önceden bilmek…
Bazen insana sandığımızdan daha fazla güven veriyor.
Çünkü bazı şeyleri kontrol edemediğimiz hayatın içinde, en azından iki saatliğine neyle karşılaşacağımızı biliyoruz.
Bir de işin duygusal tarafı var.
Bazı film ve diziler sadece izlediğimiz şeyler olmuyor. Hayatımızın belli dönemlerine eşlik ediyor.
Çocukken izlediğimiz bir dizi,
üniversitede geceleri açtığımız bir film,
zor zamanlarımızda arka planda dönen tanıdık bir hikaye…
Bir süre sonra onları sadece içerikleri için izlemiyoruz. Onlarla birlikte hissettiğimiz eski duygulara dönüyoruz.Yani aslında tekrar izlediğimiz şey bazen film değil.
Kendimizin eski bir hali. Yeni bir şey açmak yerine aynı sahnelere dönmek yorucu gelmiyor.
Çünkü orada tanıdık bir alan var.
Hayat değişse de değişmeyen bir his.
