Futbol aslında sadece bir oyun… Ama işin gerçeği öyle değil. Bir maç izlerken yaşadığımız heyecan, atılan golde bağırmamız ya da kaybedince moralimizin bozulması bunu açıkça gösteriyor. Peki neden bir takım tutuyoruz? Bence bunun en basit cevabı şu: İnsan bir yere ait olmak ister. Mesela biri sana “Hangi takımlısın?” diye sorduğunda “Galatasaraylıyım” ya da “Fenerbahçeliyim” demek, aslında kendini tanıtmanın bir yolu gibi. Sanki bir grubun parçası oluyorsun. Tek başına değilsin, senin gibi düşünen binlerce, milyonlarca insan var.Ama çoğu zaman bu seçimi biz yapmayız. Genelde ailemizden gelir. Babamızın tuttuğu takımı tutarız, evde hangi maç açılıyorsa ona alışırız. Küçükken alınan bir forma bile insanı etkiler. Bir bakmışsın, sen de o takımın taraftarı olmuşsun. Bir de arkadaş çevresi etkili. Okulda herkes bir takımı tutar. Aynı takımı tutanlarla daha kolay muhabbet edilir. Maç konuşulur, iddiaya girilir, birlikte sevinilir. Bu da insanı o takımın içine daha çok çeker.
Bir başka sebep de şu:
Takım kazanınca kendimiz kazanmış gibi hissederiz. Aslında sahada biz yokuz ama “kazandık” deriz. Bu insana iyi hissettirir. Sanki biz de başarılı olmuşuz gibi. Kaybedince de üzülürüz, çünkü o takımla aramızda bir bağ oluşmuştur.
Ayrıca futbol biraz da kaçış gibidir. Dersler, iş sınavlar, stres… Hepsinden uzaklaşıp sadece maça odaklanırsın. 90 dakika boyunca başka bir şey düşünmezsin. Bu da insanı rahatlatır. Ama en ilginç kısmı şu: Taraftarlık çok da mantıklı değildir.
Takım kötü oynasa da bırakmazsın. Sinirlensen bile yine izlersin. Çünkü bu artık bir alışkanlık değil, bir bağlılık haline gelir.
Sonuç olarak, takım tutmak sadece futbol izlemek değildir.Bu biraz aile, biraz arkadaş, biraz da duygularla ilgili bir şeydir.Biz takım seçmeyiz… Zamanla o takım bizim bir parçamız olur.
