Bir film izliyoruz, eski bir tanıdığımızı veya onunla ilgili bir şeyi görüyoruz, birini özlüyoruz, bir şeye seviniyoruz veya üzülüyoruz ve bir anda gözlerimiz yanıyor, boğazımız düğümleniyor ve birkaç saniye sonra, istemeden, ağlıyoruz. Belki sonra da düşünüyoruz "Ne kadar duygusalım," diye. Ama o anda aslında yaşadığımız şey bedenimizin kimyasal atıkları boşaltması oluyor. Böyle söylemek ne kadar garip değil mi artık kulağa romantik gelmiyor. Gözyaşı sıvısının içinde prolaktin, adrenokortikotropin ve lösin enkefalin bulunuyor. Bunların hepsi stres tepkisiyle birlikte salgılanan maddeler. Ve bu maddeler orada birikiyor. Gün boyunca, hafta boyunca, bazen yıllarca. Ta ki bir yavru köpek sahnesi gelene kadar.
Minnesota Üniversitesi'nden biyokimyacı William Frey'in araştırması, duygusal gözyaşının yani soğan keserken değil, bir şey hissederken akan gözyaşının stres hormonlarını ve vücudun biriktirdiği çeşitli toksinleri dışarı attığını ortaya koyuyor. İkisinin kimyasal bileşimi birbirinden farklı. Soğan refleksi, gözü tahriş eden maddeye karşı bir savunma. Duygusal gözyaşı ise bedenin "sistem yeniden başlatılıyor" demesi.
Bu yüzden sonrasında o garip his var hem yorgun hem hafif. Kaslar gevşiyor, nefes derinleşiyor, kalp hızı düşüyor. Beyin "tehdit geçti" sinyali aldı ve parasempatik sinir sistemi, yani dinlenme ve iyileşme modu, devreye girdi. Ağlamak bir his değil; fizyolojik bir sıfırlama.
Peki ya ağlamak isteyip ağlayamamak? O herkese tanıdık gelen his göğüste sıkışma, boğazda düğüm, gözler yanıyor ama gözyaşı gelmiyor. O da fizyolojik. Gırtlak kasları (glottis) genişliyor, beden hazırlanıyor ama beyin başka bir sinyal gönderiyor: "Kamusal alan. İnsanlar var. Tehlikeli." Ve sistem duruyor. Beden hazır, izin yok.
Kültürel olarak ağlamayı zayıflıkla, aşırı duygusallıkla, kontrol kaybıyla ilişkilendiriyoruz. Özellikle kamusal alanda iş toplantısında, metroda, birine bir şey anlatırken ağlamak hâlâ özür gerektiren bir şey gibi hissettiriyor. "Üzgünüm, bilmiyorum neden böyle oldu" diyoruz. Sanki bedenimiz bir hata yaptı.
Aslında beyin ve beden açısından bakıldığında tam tersi. Sistem tam olarak çalışıyor. Birikenler atılıyor, basınç düşüyor, denge yeniden kuruluyor. "Zayıflık" dediğimiz şey aslında bedenin en akıllıca tepkilerinden biri.
Bir dahaki sefere gözleriniz yaşarırken, ister köpek sahnesi olsun ister bambaşka bir şey, aklınızın bir köşesinde şu kalsın: Erkekler de ağlar kadınlar da ağladıklarında daha duygusal olmuyor. Bu bir zayıflık değil. Beden, biriktirdiklerini atıyor.
