Takım sporlarının kendine özgü bir enerjisi var ve bunu uzun süre çok sevdim. Sahada birlikte koşmak, ortak bir hedefe kilitlenmek, kazanınca hep birlikte sevinmek bunların yerini başka bir şey tutmuyor. Yıllarca o his için oynadım, antrenmanlara gittim, maçlara hazırlandım.
Ama zamanla farklı bir şey fark etmeye başladım. Takımda her şey sende bitmiyor. Başkasının verdiği pas, aldığı karar, yaptığı hata doğrudan senin sonucunu etkiliyor. Kendi payını sonuna kadar koyup, her şeyi doğru yapıp yine de kaybedebiliyorsun. Başlarda bunu sporun güzelliğinin bir parçası olarak görüyordum. Ama tekrarlandıkça, özellikle kritik anlarda, bu his motive edici olmaktan çıkıp içten içe yıpratıcı bir şeye dönüşmeye başladı. Ben elimden geleni yaptım ama yetmedi demek, bir noktadan sonra tatmin etmiyor.
Bu yüzden bireysel sporlara yönelmeye başladım. İlk başta yalnız antreman yapmak garip geldi, bir eksiksizlik hissi vardı. Ama sonra farklı bir şeyin farkına vardım: sonuç tamamen sana ait. Başarı da başarısızlık da. Kimseyi suçlayamazsın, kimse de seni. Bu ağır bir sorumluluk ama aynı zamanda çok daha dürüst bir ilişki ne kadar verirsen o kadar alıyorsun. Şu an o sadeliği çok daha fazla tercih ediyorum.
