Tokyo sokaklarını, özellikle de Shinjuku veya Shibuya gibi devasa kavşakları bir düşünün. Milyonlarca insanın inanılmaz bir hızla karınca gibi aktığı, kulaklıkların takılı olduğu ve herkesin kendi dünyasında kaybolduğu bir kaos. Normalde böyle bir kalabalığı sokak ortasında dondurup "Yukarıya bakın!" dedirtmek neredeyse imkansızdır. Hele ki binaların tepesindeki o sıradan reklam panolarıyla kimsenin ilgilenmediği bir dönemde... Ancak işin içine, binaların köşelerinden sokağa doğru sarkan devasa üç boyutlu ekranlar girince işin rengi değişiyor.
Kafanızı kaldırdığınızda, binanın tepesindeki dev bir kedinin yola doğru esnediğini ya da kocaman bir uzay gemisinin adeta üstünüze doğru uçtuğunu görüyorsunuz. Aslında karmaşık isimleri olan teknolojilere veya teknik detaylara boğulmaya hiç gerek yok; bu devasa dijital illüzyonlar, doğru açıdan bakıldığında çalışan inanılmaz zekice bir göz yanılmasından ibaret. Ekrandan fırlayıp asfalta atlayacakmış gibi duran bu görüntüler, şehrin o gri beton yığınlarını bir anda illüzyon videosu ya da kült film sahnelerine çeviriyor.
Eskiden yanından öylesine geçip gittiğimiz sıkıcı köşeler, şimdi insanların sırf video çekip internette paylaşmak için dakikalarca beklediği toplanma alanlarına dönüştü. Dikkatimizin her saniye ceplerimizdeki telefonlara hapsolduğu bir dönemde, yolda yürüyen insanları gerçekten şaşırtmayı başarmak ve kafalarını ekrandan koparıp yukarı kaldırmak gerçekten güzel bir olay. Markalar artık sadece sıkıcı ürün fotoğrafları göstermiyor; internet yerine gerçek hayattaki düşünülerek hazırlanmış görsel şölen niteliğindeki bu tasarımları inceleyebilmemiz için bize bir şans tanıyor.
