Günümüzde pek çoğumuz için seçim olan evlilik, çok değil bir iki nesil öncesine kadar kadınlar için kaçamadıkları bir son veya zorunluluktu. Sesini yükseltmenin ayıp sayıldığı, en ufak isteklerini dile getirmenin belki de şımarıklık olarak algılandığı o dar alanlarda kadınlar, dünyada her zaman olduğu gibi, kendilerini bir şekilde ifade etmenin yolunu bulmuşlardı: o da oyalardı.
Bir yemenin kenarına işlenen o desenler sadece basit ilmeklerden oluşmuyordu; ağızlarından çıkamayan sözcüklerin, ellerinden dökülen yansımalarıydı. Bugün, ilmeklerle konuşmak zorunda kalan kadınlarımızı anlamak ve anlatmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Kimi zaman göz ucuyla bakıp geçtiğimiz, hatta farklarını anlamadığımız işlemelerin, oyaların aslında ne anlama geldiğini inceleyelim.
Biber Oyası
Aile içi huzursuzluğun ve mutsuzluğun doğrudan ifadesidir. Evliliğinde sorun yaşayan kadınların, “ağzımızın tadı biber gibi acı” mesajını ailesine ve sosyal çevresine iletmek için kullandığı bir uyarı niteliğindedir.

Mezar Taşı Oyası
Gelin ve kayınvalide arasındaki soğukluğun kalıcı olduğunu ifade eder. Bu motifin tercih edilmesi, taraflar arasındaki kırgınlığın veya mesafenin mezara dek süreceği mesajını taşıyan keskin bir sembolik sınır çizimidir.

Kaynana Dili Oyası
Adından da anlaşılacağı üzere, gelin ile kayınvalide arasındaki geçimsizliği ve iletişim sorunlarını simgeler. Toplumsal bir protesto niteliği taşıdığı için bu oya, yeni kurulan bir bağın sembolü olan düğün bohçalarına asla dahil edilmez.

Kızılcık Oyası
“Kan kustum, kızılcık şerbeti içtim” deyiminin görsel bir yansımasıdır. Dışarıya karşı her şey yolunda görünse de, kişinin aslında büyük bir sıkıntı içinde olduğunu ancak bunu sabırla ve sessizce göğüslediğini ifade eden bir dayanıklılık sembolüdür.

Kıllı Kurt Oyası
Bu motif, kadının yaşam koşullarından duyduğu genel memnuniyetsizliği temsil eder. Hayatından hoşnut olmayan kadınlar, bu oyayı işleyerek ve kullanarak çevrelerine mevcut durumlarına dair görsel bir mesaj verirler.

