Yalnız olmakla yalnız hissetmek arasında bir fark var ve bence biz bu ikisini düşündüğümüzden daha sık karıştırıyoruz. Tek başına olmak fiziksel bir durum; nerede kimle olduğunla ilgili. Ama yalnızlık duygusal bir şey ve kalabalığın içinde bile hissedilebilir. Bazen etrafın insanlarla doludur ama yine de anlaşılmadığını hissedersin, o an aslında yalnızlıktır. Son zamanlarda daha çok kendi başıma vakit geçiriyorum. Mecbur olduğum için değil, biraz ihtiyacım olduğu için. Başta garip hissettirdi; sanki bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi, herkes başka bir yerde daha iyi bir şey yapıyormuş gibi. Belki bunda sosyal medyanın etkisi vardır çünkü sürekli insanları kalabalıklar içinde, mutlu ve birlikte gösteriyor ve tek başına olmak sanki düzeltilmesi gereken bir şeymiş gibi hissettiriyor. Ama bir noktadan sonra bunu sorgulamaya başladım. Gerçekten herkes bu kadar mutlu mu, yoksa sadece öyle mi görünüyor?
Ya tek başına olmak kötü bir şey değilse, hatta gerekli bir şeyse? Tek başına kaldığında kendini daha net duyuyorsun, ne hissettiğini fark ediyorsun ve başkalarının ne beklediğinden çok senin ne istediğini anlamaya başlıyorsun. Sürekli bir şeylerle uğraşırken fark etmediğin duygular, sessizlikte daha görünür hale geliyor. Bu bazen rahatsız edici olabiliyor çünkü kendinle yüzleşmek her zaman kolay değil. Bazen düşünceler fazla yükseliyor, bazen sessizlik ağır geliyor, bazen de sadece kaçmak istiyorsun. Ama yine de içinde dürüst bir şey var. Kendinle kurduğun o bağ, başka hiçbir yerde bulamayacağın kadar gerçek. Belki de yalnız olmak bir eksiklik değil; belki de kendine dönmenin, kendini yeniden tanımanın bir başlangıcı. Ve belki de en önemli şey, bu süreçten kaçmak yerine onunla kalmayı öğrenmek.
