Merhaba Dostlar Meclisi! Geçen yıl tam 10 ülkeyi keşfetme fırsatı bulduğum o unutulmaz Erasmus dönemine duyduğum özlemi, bugün hala buram buram yaşayarak sözlerime başlamak istiyorum. Bildiğiniz gibi, haftalardır "o ülke senin, bu ülke benim" diyerek biriktirdiğim bütün anıları burada adım adım paylaştım. Artık gezecek yeni bir rotamız kalmadığı için, bu yazı serisini geriye dönüp bakarak güzel bir kapanışla taçlandırmak istedim.
Erasmus serüvenimizin son iki yazısını "artıları ve eksileri" olarak ikiye ayırıyorum. Bugün, madalyonun o parıltılı, heyecan verici kısmından; yani bu deneyimin hayatıma kattığı en güzel yanlardan bahsedeceğiz.
Bana göre Erasmus’un en büyük kazanımı, insana kattığı inanılmaz özgüven ve geniş vizyon. Şöyle bir hayal edin: Hiç bilmediğiniz bir kültürün tam ortasındasınız ve hayatla ilgili her şeyi tek başınıza çözmek zorundasınız. Ucuz uçak bileti bulma stresleri, son anda kaçırılan trenler, kısıtlı bütçeyi denkleştirme çabaları derken... Bir de bakmışsınız ki tek başına her zorluğun üstesinden gelebilen, güçlü birine dönüşmüşsünüz. Radom’daki o küçük ve sakin hayatımdan çıkıp Roma’nın, Paris’in sokaklarında kaybolmak, pek çok farklı ülkenin havasını solumak insanı gerçekten olgunlaştırıyor ve büyütüyor.
İkinci en güzel yanı ise kesinlikle o büyüleyici kültür karması ve edindiğiniz küresel bakış açısı. Dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla aynı yurdu paylaşmak, onların dillerine ve yaşam tarzlarına yakından tanıklık etmek inanılmaz ufuk açıcı bir deneyim. Bir de o yolculukların ruhunuza fısıldadığı "dünya vatandaşı" olma hissi var ki, tarifi imkansız... Viyana’nın o dingin ve asil atmosferine, Stockholm’deki insanların yüksek yaşam kalitesine canlı canlı şahit olmak, insana "Ben dünyanın her yerinde kök salabilirim, her yerinde yaşayabilirim" hissini ve cesaretini veriyor.
Üstelik bu süreçte sevdiklerinize duyduğunuz o derin özlemin bile kendine has, çok ayrı bir güzelliği varmış, bunu anladım. Belki hatırlarsınız; erkek arkadaşımla aylar süren ayrılığın ardından Arnavutluk’taki o minicik havalimanında buluştuğumuz andan bahsetmiştim. Öyle bir kavuşma anını, o yoğun ve saf duyguyu normal bir zamanda, alışılmış düzende memleketteyken yaşayabilmeniz neredeyse imkansızdır. İşte bu yüzden, o dönemdeki ayrılıkların da kavuşmaların da her bir saniyesi çok kıymetli ve özeldi.
Kısacası; iyi ki gitmişim, iyi ki o anlık zorluklara göğüs germişim diyorum. Geriye dönüp baktığımda, hayatımda verdiğim en doğru ve en güzel kararlardan biri olduğunu çok net görebiliyorum.
Okuduğunuz için teşekkürler Dostlar Meclisi! Bugünlük benden bu kadar. Haftaya bu işin perde arkasını, yani Erasmus’un o pek anlatılmayan, madalyonun diğer yüzündeki zorlu yanlarını konuşacağız. Sevgiyle kalın, haftaya görüşmek üzere! :)
