Sosyal medyada sürekli aynı mesajlarla karşılaşıyoruz: “Kendin ol”, “özgün ol”, “farklılıklar güzeldir.” İlk bakışta bunlar oldukça pozitif ve özgürleştirici cümleler gibi görünüyor. Ancak biraz düşününce ortaya büyük bir çelişki çıkıyor. Çünkü aynı platformlar, bir yandan da bize nasıl görünmemiz, nasıl konuşmamız ve nasıl davranmamız gerektiğini öğretiyor.
Zamanla görünmez bir “doğru insan” modeli oluşuyor. Doğru giyinen, doğru konuşan, doğru tepkileri veren insanlar daha fazla kabul görüyor. Zariflik, kalite, olgunluk ya da nezaket adı altında aslında belirli bir karakter tipi övülüyor. Bunun dışında kalan davranışlar ise açıkça eleştirilmese bile “garip”, “itici” ya da “problemli” olarak görülmeye başlanıyor.
Buradaki en büyük çelişki şu: Eğer gerçekten farklılıklar güzelse, neden herkes birbirine benzemeye başlıyor?
Çünkü sosyal medyada farklılık teoride seviliyor, pratikte ise filtreleniyor. İnsanlara tamamen kendileri olmaları söyleniyor ama yalnızca belirli sınırlar içinde. Yani farklı olabilirsin ama rahatsız edici kadar değil. Özgün olabilirsin ama yine de estetik görünmelisin. Düşüncelerin farklı olabilir ama insanları huzursuz etmemeli.
Bu yüzden bugün karşımıza çıkan “özgünlüklerin” çoğu aslında birbirine çok benziyor. Aynı yaşam tarzları, aynı sabah rutinleri, aynı konuşma biçimleri… Herkes farklı olmaya çalışırken bile aynı kalıpların içine giriyor. Çünkü sosyal medyada daha çok beğenilen, daha çok paylaşılan ve daha çok onay alan şeyler zamanla “doğru” kabul edilmeye başlanıyor. İnsanlar da fark etmeden kendilerini bu görünmez kurallara göre şekillendiriyor.
Oysa gerçek farklılık her zaman düzenli, estetik ve kolay anlaşılır değildir. Bazen karmaşıktır, bazen uyumsuzdur, bazen de insanları rahatsız eder. Ama zaten çeşitlilik dediğimiz şey tam olarak budur. Eğer sadece hoşumuza giden farklılıkları kabul ediyorsak, aslında farklılıkları değil; kontrollü bir benzerliği seviyoruz demektir.
Belki de bugün sormamız gereken en önemli soru şu:
Gerçekten kendimiz gibi mi davranıyoruz, yoksa sosyal medyanın kabul edeceği bir versiyonumuzu mu yaşıyoruz?
