Hazır yaz da yaklaşırken biraz da Alaçatı'dan konuşalım. Son yıllarda o kadar popüler oldu ki insan ister istemez gerçekten anlatıldığı kadar var mı? Diye düşünüyor. Bana kalırsa, bazı şeyler gerçekten abartılıyor ama hakkını vermek gereken tarafları da var. Özellikle bazı koyları ve taş sokakları gerçekten güzel.
Öncelikle şunu söyleyeyim: Yazın hafta sonu Alaçatı’ya gidiyorsanız biraz sabırlı olmanız gerekiyor. Çünkü sokaklar aşırı kalabalık oluyor. Özellikle akşam saatlerinde yürürken sürekli birilerine çarpmamaya çalışıyorsunuz. Ama işin garip tarafı, ortam yine de keyifli oluyor. Her yerde müzik sesi, dolu mekânlar ve sürekli hareket eden bir insan kalabalığı var.
Alaçatı’nın en karakteristik özelliği ise taş mimarisi. Evlerin büyük kısmı taş yapılardan oluşuyor ve bunun sebebi bölgenin eski yerleşim yapısına dayanıyor. 19. yüzyılda burada yaşayan Rum nüfusun inşa ettiği taş evler, hem bölgenin rüzgârlı yapısına hem de sıcak iklime uyum sağlamak için kalın duvarlı ve serin tutacak şekilde yapılmış. Bu mimari daha sonra korunarak günümüze kadar gelmiş ve Alaçatı’nın kimliğini oluşturmuş. Bugün sokaklarda gördüğümüz o estetik görünüm aslında tamamen bu tarihsel yapıdan geliyor.
Bir diğer gerçek ise fiyatlar. Yani Alaçatı’da bir kahve içince insan kısa süreli hayatı sorgulayabiliyor. Menüye bakıp birkaç saniye sessizce düşünebiliyorsunuz. Ama buna rağmen mekânlar dolu. Demek ki herkes her şeye rağmen oturmaya devam ediyor.
Bir de şu var, rastgele bir sokağa girince küçük bir kafe, eski bir taş ev ya da aşırı tatlı bir dükkan çıkabiliyor karşınıza. O yüzden sürekli haritaya bakarak gezmek yerine akışına bırakmak daha güzel olabiliyor.
Kısacası, Alaçatı kesinlikle güzel ama sosyal medyada görüldüğü kadar kusursuz bir yer değil. Kalabalığı var, pahalılığı var, sıcağı var. Ama buna rağmen insan yine de gitmek istiyor.
