Bazen insan durup hiçbir şey olmamasına rağmen hayatını tamamen değiştirmek istiyor. Yeni bir şehir, yeni bir ortam, yeni arkadaşlar, yeni bir rutin… Sanki mevcut hayatımızdan çıkabilirsek her şey bir anda düzelecekmiş gibi hissediyoruz. Sanırım çoğumuz bu hissi son birkaç yılda oldukça sık yaşamaya başladı.
Sosyal medyada sürekli başka hayatlar görüyoruz. Başka şehirlerde yaşayan insanlar, estetik sabah rutinleri, yeni başlangıçlar, “glow up” videoları… Bir noktadan sonra insan kendi hayatına dışarıdan bakmaya başlıyor ve sahip olduğu şeyler yetersiz hissettirebiliyor. Çünkü internet bize sürekli başka bir hayatın daha heyecanlı, daha anlamlı ve daha güzel olduğunu gösteriyor.
Belki de bu yüzden birçok insan artık sürekli “yeni bir versiyonuna” dönüşmeye çalışıyor.
Yeni bir tarz, yeni bir ortam, yeni alışkanlıklar… Bunların hepsi kötü şeyler değil tabii ki. İnsan değişmek ve gelişmek isteyebilir. Ancak bazen bu değişim isteği gerçekten gelişmekten değil, hissettiğimiz şeylerden kaçmak istemekten geliyor olabilir. Çünkü çoğu zaman sorun bulunduğumuz şehirde, sahip olduğumuz düzende veya dinlediğimiz playlistte olmayabiliyor. İnsan bazen gittiği her yere kendi zihnini de götürdüğünü unutuyor. Ve bu durum modern hayatın en yorucu döngülerinden birine dönüşüyor: sürekli başka bir hayat hayal etmek.
Belki de bu düşünceler bir noktaya kadar motive edici. Ancak sürekli gelecekteki bir hayatı beklemek, şu an yaşadığımız hayatla bağ kurmayı zorlaştırıyor. İnsan hep “bir gün” daha iyi hissedeceğine inanırken şu anı kaçırmaya başlıyor.
Bir diğer problem ise internetin hayatları sadece en estetik haliyle göstermesi. Kimse kötü geçen sıradan günlerini paylaşmıyor. Böyle olunca da herkesin hayatı daha heyecanlı, daha düzenli ve daha anlamlı görünmeye başlıyor. İnsan da doğal olarak kendi hayatının yeterince iyi olmadığını düşünebiliyor. Ama belki de mesele gerçekten yeni bir hayat istemek değil. Belki de sadece şu anki hayatımızın içinde kaybolmuş hissediyoruz.
Çünkü önemli olan bazen tamamen başka birine dönüşmekte değil; bulunduğumuz yerde gerçekten neye ihtiyaç duyduğumuzu anlayabilmekte saklı olabilir.
