Totelde 18 blog, sayısız anı, bir sürü metafor ve muhtemelen kullandığım binlerce kelime…
Aslında bir ''assignment'' olarak verilen bu blog serisi benim için beklediğimden çok daha farklı bir şeye dönüştü.
Başta her şeyi daha düzenli sanıyordum. Hatta dürüst olayım, wellbeing kavramını bile bir sonuç gibi görüyordum. Sanki yeterince düşünürsem, yeterince farkındalık kazanırsam ya da hayatımdaki her şeyi doğru sıraya koyarsam bir gün tamamen “tamamlanmış” hissedecektim. O yüzden bu blogların bile kafamda bir giriş, gelişme ve sonuç düzeni vardı. Final yazısında her şeyi çözmüş biri gibi konuşacağımı sanıyordum.
Ama evdeki hesap pek tutmadı. Çünkü haftalardır üzerine konuştuğumuz iç huzur meselesi aslında anlatması kolay bir şey değilmiş. Hatta bazen yaşaması bile kolay değilmiş. Kendinden örnek vermek, bazı anıları açmak, metaforlarla bir şeyleri açıklamaya çalışmak derken fark ettim ki bu blog boyunca aslında wellbeing’i anlatmaktan çok kendimi anlamaya çalışmışım.
Ve galiba bu süreçte öğrendiğim en büyük şey şu oldu: iç huzur bir sonuç değilmiş. Daha çok o yolda olmakmış. Bazen geliyor, bazen gidiyor. Bazen bir kahve içerken hissediyorsun, bazen sabaha kadar overthinking yaparken tamamen kaybediyorsun. Ama artık bunun normal olduğunu biliyorum.
Eskiden büyümeyi her şeyi çözmek sanıyordum. Şimdi ise biraz daha farklı düşünüyorum. Bence büyümek, sana yıllarca yanlış gibi anlatılan bazı hislerin aslında oldukça insani olduğunu fark etmekmiş. Yorulmak, yetişememek, kaygılanmak, bazen boş verememek… Bunlar başarısızlık değilmiş. Sadece insan olmakmış.
Ve sanırım bu blog serisinin sonunda vardığım yer tam olarak şu:
Ben hâlâ her şeyi çözemedim. Hâlâ bazen fazla düşünüyorum, bazen gereğinden fazla hissediyorum, bazen yine her şeyi kontrol etmeye çalışıyorum. Ama artık kendime eskisi kadar sert davranmıyorum.
Belki de bütün bu serüven boyunca aradığım şey “mükemmel bir iç huzur” değil, kendimle biraz daha aynı tarafta olabilmekti.
Bu yolculukta bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim efendim.
