Selamlar! Bugün biraz "madalyonun öteki yüzünden" konuşalım istiyorum. Her gün telefonlarımızı binlerce kez kaydırıyoruz; pırıl pırıl kahveler, kusursuz gün batımları, sanki hiç yorulmayan, her anı bir dergi kapağı tadında yaşayan insanlar görüyoruz. Ama bir sosyal medya yöneticisi olarak size işin mutfağından ufak bir sır vereyim: O "mükemmel" görünen karelerin arkasında aslında hepimiz kadar gerçek, bazen de hepimiz kadar dağınık bir hayat var.
O Tek Bir Karenin Arkasındaki 50 Deneme
Hani o çok beğendiğiniz, "Vay be, ne kadar doğal çıkmış!" dediğiniz fotoğraf var ya; işte o kare muhtemelen 50 farklı denemenin, saniyelerce tutulan nefesin ve doğru ışığı yakalamak için oda içinde verilen komik mücadelelerin bir sonucu. Biz ekranın arkasında sadece "en iyi" olanı seçip paketliyoruz. Ama o karenin hemen dışında, yani kadrajın bittiği yerde dağınık bir masa, soğumuş bir çay ya da o anki yorgunluğun izleri duruyor.
"Paylaşmak" mı, "Yaşamak" mı?
Bazen kendimi en güzel anlarda, elimde telefonla o anı nasıl daha iyi "kaydederim" diye düşünürken yakalıyorum. Sonra durup kendime soruyorum: Ben şu an bu anı yaşıyor muyum, yoksa sadece arşivliyor muyum?
Sosyal medya, hayatımızın bir parçası; bunu inkar edemeyiz. Ama bazen o "beğeni" ve "etkileşim" kaygısı, anın gerçekliğini gölgeleyebiliyor. En samimi sohbetlerin arasına giren bildirimler, masadaki yemeğin tadına bakmadan önce fotoğrafının çekilmesi... Bunlar aslında bizi gerçeklikten bir tık koparıyor.
Kusursuzluk Değil, Samimiyet Kazansın
Artık hepimiz biraz yorulmadık mı o "aşırı profesyonel" ve filtreli hayatlardan? Aslında en çok bağı kurduğumuz içerikler; birinin gerçekten içten güldüğü, evinin dağınıklığını saklamadığı ya da o gün modunun düşük olduğunu dürüstçe paylaştığı anlar oluyor. Çünkü gerçek hayat tam olarak bu: İnişli, çıkışlı ve her zaman "estetik" değil.
Kendi Dengemizi Kurmak
Peki ne yapmalı? Sosyal medyayı tamamen bırakalım mı? Tabii ki hayır. Ama araya biraz mesafe koymak, "ekran süresi" uyarılarını dikkate almak ve bazen o güzel anı sadece kendimize saklamak ruhumuza iyi geliyor. Paylaşmadığımız o anlar, aslında bize en ait olan, en gerçek anlar olarak kalıyor.
