Son zamanlarda sosyal medyada “tradwife” akımının giderek yükseldiğini fark ettim. Karşıma sık sık Ballerinafarm ve Nara Simit gibi fenomenlerin videoları çıkıyor. Yorumlara baktığımda genellikle iki farklı düşünce grubunun tartıştığını görüyorum: bir yanda bu yaşam tarzını övenler, diğer yanda bunun genç kadınlar üzerinde baskı yaratabileceğini düşünenler.
Genç yaşta evlenen, çocuk sahibi olan ve hayatını tamamen evine adayan kadınların paylaşımları ilk bakışta düzenli ve özenli görünüyor. Mutfakta geçirilen saatler, evin tertibi ve çocuklarla geçirilen zaman neredeyse “mükemmel” bir hayat sunuyor.
Ama dikkatli baktığımda bunun büyük ölçüde kurgulanmış ve sosyal medyanın ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş olduğunu fark ettim. Gerçek hayatın karmaşasını, yorgunluğunu, stresini veya finansal zorluklarını neredeyse hiç görmüyoruz. Kadının değeri çoğunlukla evin düzeni, çocuk sayısı ve aileye adanmışlık üzerinden ölçülüyor. Kariyer, eğitim veya bağımsızlık ise neredeyse hiç görünmüyor.
Beni en çok düşündüren şey, bu akımın kadınlar üzerinde yaratabileceği etki. Paylaşılan hayatlar, farkında olmadan bir standart dayatıyor gibi. İzlerken, “Ben yeterince düzenli değilim, yeterince başarılı değilim, hayata geç kaldım, eksik yaptım, yeterince iyi değilim, insanların beklentilerini karşılayamıyorum” gibi düşüncelerin aklıma dolduğunu fark ettim.
Sosyal medyanın farkında olmadığımız baskısı, sürekli en iyisi olma, her şeyi başarma ve onaylanma ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Sanki bu yaşam biçimini seçmezsen yanlış yapmış gibi hissediyorsun. Oysa hayatta doğru ve yanlışı sosyal medya belirlemiyor.
Tradwife akımının biz kadınlara dayattığı şey, tek bir ideal yaşam biçiminin var olduğu ve bunun dışına çıkmanın yanlış olduğu algısı. Sosyal medyada izlediğimiz Ballerinafarm ve Nara Simit gibi hesaplar bunu sürekli pekiştiriyor ve fark etmesek de bir norm oluşturuyorlar. Ama fark ettiğim şey, bu baskının tamamen yapay ve tek taraflı olduğu. Sosyal medya bize sadece filtrelenmiş bir tablo gösteriyor. Hayatın karmaşası, zorlukları ve seçimlerin gerçek yükü çoğu zaman görünmüyor.
Bu yüzden, kendi hayatımızı bu standartlarla ölçmemiz gerektiğini düşünmüyorum. Kadınlar kendi değerleri ve öncelikleri doğrultusunda farklı roller seçebilir. İster ev ve çocuk odaklı bir yaşam sürsün, ister kariyer ve kişisel ilgilerine yönelsin, özgür olmalı.
Önemli olan, kendi değerlerimiz ve tercih ettiğimiz yaşam biçimiyle uyumlu bir hayat sürmek, başkalarının standartlarına uymak değil.
