Zürih, daha ilk anda sakinliğiyle dikkat çeken bir şehir. Sokaklarda neredeyse hiç ses yok; her şey o kadar düzenli ki şehrin atmosferi kendini hemen hissettiriyor. Tramvayla her yere kolayca ulaşılabilmesi ise günlük hayatı oldukça konforlu hale getiriyor. Toplu taşımada insanlara duyulan güven hissi de şehrin yaşam tarzını doğrudan yansıtan detaylardan biri bence.
Beni en çok etkileyen şeylerden biri, soğuk havaya rağmen herkesin sürekli hareket halinde olmasıydı. Sabah koşusuna çıkanlar, bisiklet kullananlar ve herkesin kendi planı içinde akıp gitmesi şehirde çok doğal bir ritim yaratıyordu. Buna rağmen Zürih hiç yorucu ya da kaotik hissettirmiyordu; tam tersine hareket ve huzur arasında çok iyi kurulmuş bir denge vardı.
Zürih aynı zamanda yüksek yaşam standardını ilk andan itibaren hissettiren bir şehir. İnsanların özenli giyimi ve sokakların temizliği bunu daha da belirgin hale getiriyor. Yemeklerin oldukça pahalı olması da bunu hissettiren detaylardan biri olsa da çikolataların gerçekten harika olduğunu söylemem lazım.
Benim en sevdiğim kısım ise Limmat nehri kenarında yürümek ve eski şehir tarafında dolaşmaktı. Tarihi sokaklar, köprüler ve Limmat manzarası şehrin dingin havasını daha da güzel hissettiriyordu. Ayrıca Zürih çok büyük bir şehir olmadığı için iyi planlanmış bir günde rahatça gezilebiliyor; bu da şehri bence daha keyifli kılıyor.
Bence Zürih’i özel yapan şey, şehirdeki huzurun sana da geçmesi. Zürih’ten sonra trenle Milano’ya geçmek de çok güzeldi çünkü bir anda tamamen farklı bir enerjiye geçtik. Bir sonraki yazımda da Milano’dan bahsedeceğim.Beklemede kalın!!
