Bir günümüz diğerine uymuyor. Bazen kendimizi çok üzgün hissederiz. Ya aşk acısı çekerken ya da arkadaşımızın attığı kazığı sindirmeye çalışırken bulmuşuzdur çoğu zaman kendimizi. Tabii ki bazen de kendimizi hiçbir sebep yokken kötü hissederiz. Böyle zamanlarda insan ne yapacağını bilmiyor. Ya bütün gün yatakta yatıp içine kapanmayı tercih eder ya da üzüntüsünü konuşarak dışarıya atmaya çalışır. Ama son zamanlarda çoğu insanın tercih ettiği bir kaçış yolu var: spor yapmak.
Spor salonuna gitmek sadece fiziksel bir aktivite değildir. Aynı zamanda duygusal ve zihinsel bir rahatlama yoludur. İnsan kaslarını çalıştırırken sanki içinin derinliklerinde biriken duyguları da çalıştırıyor gibi. Özellikle her ağırlık kaldırdığımızda sanki dertlerimizi de sırtlıyoruz, kaldırıyoruz. O kadar iyi geliyor ki insana, daha da güçlenmiş hissediyoruz. Dertlerimiz bizim için artık çocuk oyuncağı gibi oluveriyor.
Örneğin kötü bir gün geçirdiğimizde spor salonuna gitmek, kapıdan girerken ve çıkarkenki modumuz arasında öyle güzel farklar sağlıyor ki. Koşu bandında adım adım yürürken veya o dambılı vücudunla ritim içinde kaldırırken o karanlık düşünceler insanın beyninden uzaklaşıyor. İnsan o negatif enerjiyi spor yaparak zihninden, vücudundan dışarıya atıyor, sanki yeniden doğmuş gibi tazelenmiş hissediyor. Bu yüzden spor salonları insanlar için sadece antrenman yapılan yerler olmaktan çıkıp adeta bir terapi odasına dönüşüyor.
Sonuç olarak spor, özellikle gym, insanların üzüntüsünü tamamen dindirmez ama onları hafifletir. İnsanlar spor yaparak hem bedensel hem de zihinsel dinginliğe ulaşır. Bir insanı artık dertler, üzüntüler yıldıramaz hale gelmiştir, güçlenmiştir çünkü onun hayatında bir sığınağı vardır. Belki de çaresizliği bir kenara bırakıp biraz hareket etmenin ve kendimize zaman ayırmanın vakti gelmiştir.
