Bugün biraz "ilişkiler ve gökyüzü" sarmalına girelim diyorum. Hani pazartesi sabahları derse girmeden önce, kahve eşliğinde o meşhur burç yorumlarını satır satır okuyoruz ya; işte tam orada durup bir düşünelim istiyorum: O okuduklarımız gerçekten biz miyiz, yoksa sadece o an duymaya ihtiyaç duyduğumuz masallar mı?
Dürüst olalım, bazen bir şeylerin olmasını beklemek, umut etmek ya da "Aman, burcumuz uyumsuzmuş zaten" deyip kestirip atmak çok daha kolay geliyor. Ama işin aslı sanki biraz daha derin.
Mesela şu meşhur Merkür Retrosu... İlişkiler çatırdayınca hemen suçu Merkür’e atıyoruz. Peki, gerçekten Merkür mü aramızı bozuyor yoksa biz epey zamandır birbirimize karşı dürüst olmayı mı bıraktık? Belki de o "retro" dediğimiz dönem, aslında halı altına süpürdüğümüz sorunların gün yüzüne çıkması için sadece bir bahane. Gökyüzünde olup bitene inansak da sormadan edemiyorum: Astroloji bize destek mi oluyor, yoksa sorumluluktan kaçmamız için bir köstek mi?
Aslında her şey o an neye inanmak istediğimize bağlı gibi. Eğer kalbimiz kırıksa, "Venüs karesi var, o yüzden böyle oldu" demek içimizi soğutuyor. Eğer çok aşıksak, "Yıldız haritalarımız uyumlu" cümlesiyle bulutların üzerine çıkıyoruz. Yani astroloji, hayata hangi pencereden baktığımıza göre şekil alıyor.
Bence işin sırrı şurada: İlişkinde ne olup bittiğini tam anlamıyla anladığında ve kendi isteklerini netleştirdiğinde astroloji sana harika bir rehber olabilir. Kendini tanımanı, karşındakinin motivasyonlarını anlamanı sağlar. Ama kendi hatalarını görmezden gelip "Yükselenim yüzünden böyle toxic davranıyorum" demeye başlarsan, işte o zaman astroloji gelişimine en büyük köstek olur.
Sonuç olarak ; yıldızlar yolumuzu aydınlatsın tamam ama direksiyon her zaman bizim elimizde olsun. Kendi gerçeğimizi bildikten sonra, gökyüzü sadece o güzel hikayenin süsü olur.
