Bazı günler var, içinden hiçbir şey yapmak gelmez. Ne kalkmak, ne konuşmak, ne de kendinle yüzleşmek. İşte tam o günlerden birinde, kendini zorla yürüyüşe çıkardığını düşün. İlk birkaç dakika ağır, isteksiz, hatta biraz da sinirli… Ama sonra bir şey oluyor.Adımların ritim buluyor. Nefesin açılıyor. Ve fark etmeden zihnindeki o uğultu biraz azalıyor.
O an, bedenin senin yerine konuşmaya başlıyor. Egzersiz yaptığımızda vücudumuz “endorfin” salgılıyor derler ya, aslında bu sadece biyolojik bir bilgi değil. Bu, bedenin sana attığı küçük bir mesaj gibi: “Ben buradayım, seni destekliyorum.” İçinde sebebini tam açıklayamadığın o hafiflik hissi… Belki de bu yüzden. Koşudan sonra gelen o tarifsiz ferahlık, pilatesten sonra omuzlarının düştüğünü fark etmek ya da sadece 20 dakikalık bir yürüyüşten sonra zihninin biraz daha sessizleşmesi… Bunlar küçük şeyler gibi görünüyor. Ama aslında hiç de küçük değiller. Çünkü bazen iyileşmek, büyük kararlarla değil; küçük hareketlerle başlıyor.Egzersiz sadece fiziksel bir aktivite değil. Aynı zamanda bir kaçış, bir yüzleşme ve çoğu zaman bir kabulleniş. Koşarken düşündüğün şeyler, yürürken kendine sorduğun sorular… Belki de gün içinde en dürüst olduğun anlar. Ve en güzeli şu: O mutluluk için mükemmel olman gerekmiyor. Fit olman, düzenli spor yapan biri olman ya da çok motive hissetmen gerekmiyor. Sadece başlaman yeterli. Çünkü bazen mutluluk, düşündüğümüz kadar karmaşık değil. Bazen sadece bir adım uzağımızda.
