Merhaba dostlar meclisi!
Geçen sene tam 10 ülkeyi gezme fırsatı bulduğum o eşsiz Erasmus dönemimin özlemini hâlâ buram buram yaşadığımı söyleyerek sözlerime başlamak isterim. Bu özlemi, anılarımı yâd ederek gidermek için başlattığım "Erasmus Günlüklerim" serisinde, gördüğüm ülkelerin yaşam tarzlarını ve ilginç taraflarını sizlere aktarmaya devam ediyorum. Kuralımız hala geçerli: Görsellerimiz o ülkeye adım attığımda çektiğim ilk fotoğraflardan oluşacak!
Biliyorsunuz, geçen haftaki yazımda Polonya maceramın başlangıcı olan, köyü andıran sakin Radom'dan ve koca binalarıyla bende pek bir iz bırakmayan Varşova'dan bahsetmiştim. Ama bana sorarsanız Polonya'nın asıl kalbi bugün anlatacağım yerlerde atıyor. Hazırsanız, bana gerçek Avrupa'yı iliklerime kadar hissettiren o üç harika şehre; Wroclaw, Krakow ve Gdansk'a geçiyoruz!
İlk durağımız Wroclaw. Burası için söyleyebileceğim ilk şey, kesinlikle tam bir öğrenci şehri olduğu! Sokakları her daim cıvıl cıvıl, enerjisi inanılmaz yüksek. Ama bu şehrin asıl olayı, her köşeye saklanmış o küçücük cüce heykelleri. Sokakta yürürken bir direğin dibinde ya da bir köşede aniden karşınıza çıkıveriyorlar. Bütün gün arkadaşlarla o cüceleri bulmaya çalışmak, koca bir şehirde oyun oynuyormuşuz hissi yarattı ve aşırı eğlenceli bir aktiviteydi.
Kafeleri de bir o kadar tatlı ve tam bizim yaş grubumuza hitap ediyor. Varşova'nın o kasvetli ve gri havasından sonra, gençliğimi ve o beklediğim Avrupa enerjisini tam anlamıyla burada hissettim diyebilirim.
Sonrasında rotamızı Krakow'a çevirdik ve tek kelimeyle büyülendim. Ana meydanı o kadar büyük ve gösterişli ki, ortadan geçen faytonlar, at sesleri ve binaların o muazzam tarihi dokusu birleşince kendimi anında bir dönem filminin setinde sandım.
Şehirde bir de harika bir kale ve o kalenin efsanevi ejderha heykeli var. Belli saatlerde ağzından gerçekten ateş çıkarıyor; sırf o anı yakalamak için az beklemedik! Tabii Krakow denince benim için akan suları durduran asıl şey Zapiekanka oldu. İnanılmaz bir sokak lezzeti! Upuzun bir ekmeğin üzerine mantar, peynir ve envai çeşit malzeme koyup fırınlıyorlar. Erasmus öğrencisi için hem inanılmaz doyurucu hem de çok ucuz bir kurtarıcı öğündü. Abartmıyorum, her gün bıkmadan yiyebilirdim.
Kapanışı Polonya'nın en kuzeyinde, Baltık Denizi'nin kıyısında yer alan Gdansk ile yapıyoruz. Konumu gereği inanılmaz soğuktu, kelimenin tam anlamıyla dondum! Ancak şehrin estetiği o soğuğu bile unutturacak kadar büyüleyiciydi.
Binalar sanki masallardan fırlamış kurabiye evler gibi; renk renk ve yan yana bitişik... Deniz kenarında yürüyüş yapmak çok keyifli olsa da, rüzgarın yüzünüze tokat gibi çarptığı gerçeğini es geçemeyeceğim. Bir de buranın kehribar taşı çok meşhur. Şehrin her yeri harika tasarımlara sahip takı dükkanlarıyla dolu.
Kısacası, Polonya defterini bu üç harika şehirle kapatıyorum. Gençliği, tarihi ve o aradığım Avrupa rüzgarını tam anlamıyla buralarda yaşadım. Haftaya bambaşka bir ülkenin yepyeni kültürüyle maceralara yelken açacağız. Şimdilik benden bu kadar, kendinize çok iyi bakın! :))
