Hepimizin her gün kullandığı veya duygusal anlamda bağlı olduğu eşyalar var. Bilgisayar, telefon, çanta gibi sık kullandığımız eşyalar ya da odamızın duvarları gibi özel alan hissettiren alanlar. Peki neden bu alanların daha çok biz gibi hissettirmesi için onları istemsizce kişiselleştirmek istiyoruz?
Eşyalarınıza ve alanınıza baktığınızda kendinizi yabancı hissetmiyorsanız, siz de çevresini kişiselleştiren birisiniz demektir. Telefonunuza kılıf alırken size siz hissettiren seçeneği bulmak için vakit harcamış, bilgisayarınıza stickerlar yapıştırmış, çantanıza charmlar takmış veya duvarlarınıza poster asmışsınızdır. Aslında bu durum yalnızca estetik anlayışı ile alakalı değil.
Bu tür kişisel objeler alanı bizim yapıyor. Bu, psikolojide self-expression ve kimlik bütünlüğüyle bağlantılı. Astığımız posterler ile oda sadece oda olmaktan çıkıp benim uzantım oluyor. Bu da duygusal güven yaratıyor. Bu tür düzenlemeler ayrıca bir tür mikro ritüel. Kendinizi kötü hissettiğinizde alanınızda size hitap eden minik süslemeler; güven hissini, estetik algıyı ve küçük başarı hissini aynı anda arttırıyor.
Kişiselleştirdiğimiz ve bizim hissettiğimiz alanlar kendimizi bir birey olarak hissetmemizi sağlıyor. Özellikle de trendlerin bu kadar hızlı değiştiği, benliğimizi ve tarzımızı kaybettiğimizi hissettiğimiz zamanlarda kendi içimizden gelen estetik algıya tutunmak daha da önemli.
Biri size bir eşya, video, şarkı veya film gösterip "Bu tam sen hissettiriyor." dediğinde yaşadığınız mutluluğu düşünün, çünkü mutlu olduğunuzu biliyorum. Aslında kişiselleştirmek tam olarak da bu. Kişiselleştirme, sadece eşyaları değil, kendimizi hayatımıza yerleştirme biçimimiz.
