Neredeyse hayatımın her anını kontrol etmeye çalışırdım. Bunu, bir önceki blogdaki ponpon püsküllerimden de hatırlayabilirsiniz zaten. Ama olay sadece küçük detayları kontrol etmekle kalmıyor; 5 yaş ile 21 yaş arasındaki o 16 yılda, hayat konforunuzu, hatta iç huzurunuzu etkileyecek kadar ciddi bir “gelecek kaygısı” devreye giriyor.
Sürekli aynı soru: “Ben nasıl büyük adam olacağım?”
Önce güzel bir lise kazanıyorsun, “tamam” diyorsun. Sonra daha büyüğü geliyor: üniversite. Onu da kazanıyorsun. Bu sefer de bölümünde “tamam” olmaya çalışıyorsun. Bitmiyor yani. Her şey bir sonraki aşamaya bağlanıyor ve sen sürekli bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyorsun.
Üniversitenin birinci sınıfında aslında daha yeni yeni “yetişkin” olmaya başlamışken, bir anda üzerimize yüklenen sorumlulukların içinde kaybolabiliyoruz. Ve bu kaybolmuşluk hissi öyle bir şey ki insan önce bundan kurtulmaya çalışıyor. Var gücüyle koşmaya başlıyor; sanki bir at yarışındaymış gibi.
Ama tabii ki bu tempo sürdürülebilir değil.
Bunu genelde ilk yılın sonunda anlamaya başlıyorsun ama o bir yılda çoktan uykusuz gecelerle, kendini sorgulamalarla ve zihinsel olarak yorulmalarla sınanmış oluyorsun. Kendini başkalarıyla kıyaslamaya başlıyorsun. “O yapmış, ben neden yapamadım?” gibi sorular giriyor devreye.
Tebrikler. İlk heves kırıklıklarına hoş geldin.
Bir süre sonra ise ister istemez biraz duruluyorsun. Akışa uyum sağlamaya başlıyorsun. Her şeyi kontrol edemediğini fark ediyorsun. Ve aslında o kadar çok savaşmanın, yarışmanın seni en çok istediğin şeyden bile uzaklaştırabildiğini görüyorsun.
Hatta öyle bir noktaya geliyorsun ki zamanında çok isteyerek yazdığın bölüm hakkında bile kendini sorgulamaya başlıyorsun.
Yani aslında… insan bazen kendi kendini yoruyor.
Yani ben değil tabii, benim tanıdığım bir arkadaşım böyle şeyler yaşamış ????
Özetle, her şeyi kontrol etmeye çalışmak bir noktadan sonra seni ileri götürmek yerine geriye çekmeye başlıyor. Ve belki de asıl mesele, her şeyi kontrol etmek değil; neyi kontrol edip neyi bırakacağını öğrenmek.
Zaten bir önceki yazıda da dediğim gibi… bazı şeyler gerçekten “amaaaaan”lık.
