Küçükken bize hep aynı şey öğretildi.
Başarılı olmak için belli bir yolu takip etmemiz gerektiği…
İyi notlar almak, doğru cevapları vermek,
hep daha fazlası olmak…
Ama büyüdükçe fark ediyorsun,
belki büyümekten çok, biraz da acı tecrübelerle:
Herkesin iyi olduğu şey aynı değil.
Herkes aynı noktada buluşamaz.
Bazıları rakamlarla,
bazıları kelimelerle anlatmakta iyi.
Bazıları dinlemekte.
Bazıları yazarken kendini buluyor,
bazıları sadece hissederek.
Ama nedense bunların hepsi aynı değerde görülmüyor.
Toplum çoğu zaman başarıyı tek bir yerden ölçüyor.
Daha görünür olan, daha somut olan,
daha kolay karşılaştırılabilen şeylerden.
Ve fark etmeden, biz de kendimizi
o ölçüye göre değerlendirmeye başlıyoruz.
Belki de en zor olan kısım şu:
Sevdiğin bir şeyde iyi olsan bile,
bu yeterli gibi hissettirmeyebiliyor.
Çünkü o alan, herkesin alkışladığı yer değil.
Ve bazen, o alkışların sesini duyabilmek için
kendi içindeki sesi susturmak zorunda kalıyorsun.
Ama çoğu zaman, o alkışlar da hiç gelmiyor.
Belki de mesele daha iyi olmak değil.
Nerede iyi olduğunu fark edebilmek.
Çünkü zeka tek tip bir şey değil.
Sadece tek bir alanda da şekillenmiyor.
Ama biz çoğu zaman onu
tek bir kalıba sığdırmaya çalışıyoruz.
Belki de bu yüzden,
kendimizi olduğumuz gibi görmekte zorlanıyoruz.
Var olmayacağımız bir kalıbın içine
bir hayat sığdırmaya çalışıyoruz.
Oysa bir şeyi gerçekten sevdiğinde,
ve onun içinde kaybolabildiğinde…
Bu başlı başına bir başarı değil mi?
Belki de mesele,
herkesin baktığı yerde parlamak değil.
Kendi yerini bulmak.
Ve orada kalabilmek.
