Bu yazımda, beni duyduğum anda gerçekten şaşırtan bir gerçekten bahsetmek istiyorum. Nedendir bilmem, “internet” denince aklıma hep uydular ve baz istasyonları gelirdi. Kafamda oluşan şey, internetin havada olduğu ve her şeyin görünmez sinyallerle gerçekleştiği fikriydi. Kısacası, soyut bir sistem gibi düşünüyordum.
Geçtiğimiz günlerde öğrendim ki gerçek hiç de tahmin ettiğim gibi değilmiş, internet o kadar da havada değilmiş. Peki, nasılmış? Gelin birlikte bakalım.
Dünyadaki internet trafiğinin neredeyse tamamı, okyanusların dibine döşenmiş devasa kablolar aracılığıyla taşınıyor. Evet, yanlış okumadınız. Okyanusların dibinde.
Bu kabloların toplam uzunluğu bugün 1.4 milyon kilometreyi aşmış durumda. Yani Dünya’nın etrafını yaklaşık 35 kez sarabilecek kadar uzun bir ağdan bahsediyoruz. Ve en ilginç kısmı: Bu kablolar bazen bir saç teli kadar ince fiberlerden oluşuyor.
Ama asıl şaşırtıcı olan bu bile değil.
Bu kablolar veriyi elektrikle değil, ışıkla taşıyor. Fiber optik kabloların içindeki cam lifler, veriyi lazer ışığına dönüştürüyor. Bu ışık, kablonun içinde sürekli yansıyarak binlerce kilometre yol alıyor. Yani birine mesaj attığınızda, aslında ona görünmez bir ışık demeti gönderiyorsunuz.
Kulağa biraz bilim kurgu gibi geliyor, değil mi?
Peki bu kadar hassas bir sistemin en büyük düşmanı ne olabilir? Siber korsanlar mı?
Hayır.
Gerçek tehditler çok daha fiziksel. Gemi çapaları, deniz altı depremleri ve hatta meraklı köpekbalıkları. Evet, köpekbalıkları. Geçmişte bu kabloları ısırdıkları kaydedildiği için, günümüzde kablolar çelik zırhlarla ve özel koruyucu katmanlarla kaplanıyor.
Peki o zaman şu soru kaçınılmaz: Neden uydular kullanılmıyor?
Aslında kullanılıyor ama düşündüğümüz kadar yaygın değil. Çünkü uydular, özellikle geleneksel sistemlerde, hem daha yavaş hem de daha maliyetli. Bir sinyalin uzaya çıkıp geri dönmesi, okyanus tabanındaki bir kablodan geçmesine göre çok daha uzun sürüyor. Bu gecikmeye “latency” deniyor. Online oyunlarda yaşadığımız o sinir bozucu “lag” var ya, işte onun arkasındaki nedenlerden biri de bu mesafe.
Sonuç olarak internet, düşündüğümüz gibi görünmez ve soyut bir sistem değil. Aksine, oldukça fiziksel, somut ve hatta biraz da kırılgan bir yapı.
Şu anda bu yazıyı okurken bile, veriler okyanusun karanlık derinliklerinden geçen incecik cam liflerin içinden akarak sana ulaşıyor olabilir.
Bir dahaki sefere bir web sitesine girdiğinde, o verinin sana ulaşmak için kat ettiği o inanılmaz yolculuğu hatırla.
